ANAGRAM

 

 

Kapının üst yanına sarıya çalan harçtan yapılmış bir domuz başı yerleştirilmişti ustanın beceriksizliği yüzünden biraz eğri yapılan baş karanlık basmaya başladığında alaylı alaylı gülümsüyormuş gibi bir izlenim veriyordu aslında Baldo bu heykelciğin farkında olmamıştı hiç galiba tamamen bir rastlantı olarak adamın biri sormuştu ona kapısının üzerinde domuz başı olan ev mi diye herkesin sadece ve sadece oymalı o kocaman zehir yeşili ahşap kapının etkisi altında kaldığından emindi dikkatleri hemencecik üzerine çekebilecek başka herhangi bir belirti yoktu her zaman şafak sökerken ya da akşam karanlığında gazyağı dolu ağır damacanaları tıpkı birer tehdit gibi peşlerinde sürükleyen aynı anda ayan beyan işitilmeyen kavga mırıltıları saçan acemi insanlar vardı görünürde sadece hiç kuşkusuz bütün bunlar daha öncelere ait şeylerdi şimdi alabora olmuş bir tekneden farksızdı zaman her şey o su baskınıyla başladı göze batacak kadar güzel sayılan Tani'yi bütün gece o ateşli sevmeleriyle sarıp sarmalamıştı dinmek bilmeyen bu taşkınlık içinde onu adeta düşler diyarındaymışçasına göklere göklere kaldıran, birtakım esrarengiz salkımsöğütlerin yumuşacık tepelerinde yuvarlayan önüne geçilmesi imkânsız bir kuvvet büyüyüp duruyordu damarlarında sabah ağardığında suyun avlu duvarlarına ulaştığını fark ettiler su peşinden sürüklediği çamurlu dalcıklarla samanları duvarlara çarpıp duruyordu ha bire bir görev verilmişçesine işyerine koştu ama kesinlikle biliyordu ki herkes helikopterlerle su baskınından en çok hasar gören bölgelere çoktan ulaştırılmıştı bile o büyük işler için yaratılmış değildi amacı önceden belirlenmiş büyük işler için aslında bu yaptığı aptallıktı çünkü en olağan bir doğal afeti yanlış yorumluyordu anlaşılan birileri genel tehlike anında gösterebileceği zayıflığın ne olabileceğini önceden kestirmişlerdi biri taş atarcasına şöyle demişti ona eski evine ne oldu öyle gece ikinci katından alevlerin göklere yükseldiğini gördüm ilk anda meseleyi çakamamıştı sözü edilen ev yıllar önce terk edilmişti harap ve ıssızdı durup dururken bu evden söz açmanın ne anlamı vardı yine de taşan nehir suyunun yükseklik ölçümlerini işlemeye gideceğini bahane ederek evin bulunduğu yere koştu köprü çoktan sular altında kalmıştı kökleri diken diken son ağaç gövdeleri de köprü altından geçmek üzereydi bellerine halat bağlı askerler botların yardımıyla gerekli görülen yerlere dinamit lokumları yerleştirmekle uğraşıyorlardı onların bu yaptıkları daha yıllar öncesinde işin uzmanları tarafından saptanan nedenler yüzünden başvurulması son derece sakıncalı bir yoldu yıkılan köprü özellikle barajın çökmesi halinde suyun önünde bir set oluşturabilir su baskınından görülen zararı artırabilirdi bir şeyler yapılmalıydı hiç kuskusuz ancak bütün hızıyla gelen su karşısında bütün bu yapılanlar karınca çabasından başka bir şey değildi kum dolu torbaların taşınması boşuna vakit kaybetmek sayılırdı çabaları sonuç vermeyen bu insanlar en sonunda suda beliren kocaman burgaçlara şaşkın şaşkın bakakaldılar Baldo eski evine doğru yürüdü hasar tespit komisyon üyeleri yıkıntılar arasında gezip duruyorlardı çatı çökmüştü parlama yüzünden pencereler dışa doğru bel vermişti alt katlardaki döşekler oluklardan ve patlak su borularından akan suları emmişti ev sahibesinin oğlu bir yandan garajdaki römorku çıkarmaya çalışıyor bir yandan da evdeki hasarı tespit etmekte olan memurlardan gözünü ayırmıyordu bir kaza olduğu besbelliydi Baldo'ya kazaya ikinci katta yaşayan odasını ısıtmak için mazot yerine kullanılmış motor yağı yakan şarkıcının sebep olduğunu patlamanın herhalde bacanın tıkalı oluşundan olageldiğini anlatmaya çalışırlarken müfettişlerden biri evin alt katında çalışma izni olmayan bir diş muayenehanesi bulunduğunu tespit etti tabii ki artık bunun hiçbir anlamı yoktu islenmiş metal eşyalarla kömürleşmiş mobilyayı dışarı çıkarıyorlardı hepsi sağ salimdi kaza gece olmuştu Baldo yıllardır böyle bir şeyin olacağı sezgisini içinde taşımıştı hep ev eskiydi çatısı tavanları döşemeleri ahşaptı ve eve getirilen o gazyağı dolu damacanaların tam bir tehlike kaynağı olduğunu düşünüyordu fakat kazaya şarkıcının sebep olabileceğini bir an olsun aklından geçirmemişti bile o her zaman boğaza kadar borç içindeydi ve muhakkak kullanılmış motor yağını yakarken savurganlık etmiyordu motor yağını elektrik sayacını devre dışı bırakmak için geceleri şarkıcının oturduğu dairenin elektrik tesisatını doğrudan doğruya sokaktaki elektrik şebekesine bağlayan delikanlılar getiriyorlardı aralarından biri her seferinde söktükleri kurşun damgayı tekrar yerleştirmekte usta sayılırdı Baldo evi daha sonra hatırladı sağa sola koşuşan bir kalabalıktan kentin bazı semtlerini su bastığını toprağı kazarcasına azgın akan sellerin telefon kablolarının çoğunu önüne kattığını işitti içme suyunun kirlendiğine suyun ancak kaynatıldıktan sonra içilebileceğine dair son derece önemli uyarıyı bildirmek üzere bir yere telefon etti göklere yükselen alevlerin çatıyı nasıl yuttuklarını insanların eli ayağı tutmayan bütün olup bitenlerden habersiz ev sahibesini nasıl dışarı çıkardıklarını canlandırdı gözleri önünde bir anlığına kadıncağız dindardı ve doğal afet sözüne inanmıyordu Baldo eski evinin yandığını mırıldandı içinden kapısının üzerinde domuz başı olan ev mi sorusu ulaştı kulağına evin kocaman ağır zehir yeşili kapıları vardı ama üst yanındaki domuz başını bir kez olsun fark etmemişti işyerinde suyun akıl hastanesinden sürüklediği hastayı konuşuyordu herkes Baldo delinin bu afeti nasıl bir olay olarak gördüğünü kafasında canlandırmaya çalıştı bu bir hayli tatsız ve acı verici durumdu insanlık namına ne varsa uçup gitmişti bir çırpıda kendini kontrol edemiyordu adeta su önüne çıkan her şeyi alıp götürüyordu ve o istemese de kendini hâkim olabileceği güçler dışında kalan akıntıya bırakıverdi bu yüzden mahkeme celbinin yaratacağı sıkıntıya hazır değildi bu tahammül sınırını aşan bir şeydi önce nerdeyse gece yarısında memurun biri kapısına dayandı ve böyle olağanüstü bir durumda kendisini rahatsız etmesi nedeniyle affına sığındığını belirterek eline bir kâğıt parçası tutuşturdu sizi bütün gün aradım durdum hiçbir yerde yoktunuz gördüğünüz gibi acil olduğu yazıyor fakat hiç önemli değil bu sizi rahatsız etmesin sakın hep birilerini çağırıp dururlar böyle elindeki boyalı kalemin ucuna tükürdü sonra da imzayı basması için kalemi Baldo'ya uzattı celp kâğıdında mahkemeye çağrılışının nedenini öğrenebilmesine ipucu verebilecek herhangi bir bilgi yoktu bu durum karşısında olur olmaz tahminlerde bulunabilirdi sadece gece karanlığında pencereye hızlı hızlı vuran biri uykusunu yarıda kesti evin zemin katında yaşıyordu ve gece kuşlarının her türlü taşkınlıklarına maruz kalmaya mahkûmdu fakat bu sefer durum başkaydı adamın biri ne pahasına olursa olsun onu uyandırmak amacıyla gelmişti anlaşılan öyle uykulu uykulu aklına ilk gelen şey çoktandır yapılacağı söylenen askeri tatbikatın başlamış olabileceğiydi kendisini almaya geldiklerini düşündü bunun üzerine içini bir keyifsizliktir sardı odası altüsttü haramilerin saldırısına uğramıştı sanki ağır yün örtülerin sürtüşmesinden beliren küçücük kıvılcımlar çerçevelenmiş gravür ve resimlerin camlarına yansıyor oradan da her an çökebilecek eğri büğrü tavana sıçrayıp duruyorlardı cama tekrar vurulduğunu duydu adam daha hızlı ve daha uzun süre vurdu bu sefer yavaş yavaş perdeye yanaştığında Baldo buğulu camın öte tarafında sabahın serinliğinden tir tir titreyen şirket şoförünün biçimsiz suratını gördü çok önemli bir şey olmuştur herhalde herhalde su gün boyu güç halle yapılan bendi yıkmış olacaktır ya da bir kısmı zarar gören arşivdeki resmi evrakları başka yere taşımak gerekecektir diye düşündü müthiş bir açlık hissetti uykuda yüzlerce kilometrelik yolu aşmış rüyasına giren küflü peynir parçasını aylarca kemirip durmuştu sanki arabaya binip işe gitti sokaklarda askerler ve kurtarma ekiplerinde görev alanlar bir o yana bir bu yana koşuşup duruyorlardı ancak yol boyunca arabadaki radyodan izlediği radyo programının her günkü akışı içinde sürdüğüne bakılacak olursa olağanüstü bir durum söz konusu değildi vücudunu bir titremedir sardı sırtında bütün sonbahar çıkarmadığı bu yüzden de hakkında anlamsız ve usanç alaylı öykücüklerin üretildiği kareli kırmızı montu vardı sadece şimdi bu insanların tuhaf davranmalarına da sebep oldu hiç beklenmedik bir anda gelen mahkeme celbi ve derin derin uykulara dalmışken apar topar uyandırılmış olmanın etkisi hiçbir iş yapmadan zaman tüketmenin o insanı çıldırtan yükü akında kum saatinin tekdüzeliğinden kurtulmanın çaresini bulmak için başvurduğu ozon büyüsü etrafında bulunanların hepsinin yalnız cenaze törenlerinde giyilen matem elbiseleri içinde olduklarını yüzlerini büyük bir hüzün ve acı dalgasının yaladığını fark edemedi bile biri ölmüştü fakat onun yanında bu ölümle ilgili tek bir söz söylenmemişti bunu neden yapmışlardı acaba önceleri de bu gibi olaylar olurdu ama her zaman yapılması gereken işlerde onu da hesaba katarlardı bu sefer durum başkaydı su baskınıyla ilgili kurtarma çalışmalarına aralarından yalnız onun katılacağını yüzüne söylediler çünkü onun dışında herkes bu ölüm olayıyla ilgili bir işle meşguldü özel röportajlar hazırlamak söyleşiler yapmak için dört bir yana gönderilmişlerdi orada bulunanların giydiklerinden çok farklı oluşuyla göze batan kırmızı montu gene ilgi odağıydı onu bakteriyoloji enstitüsüne gönderdiler ahalinin tamamının aşılanıp aşılanmayacağı konusunda karar vermesi gereken konseyin toplantısını izlemesi gerekiyordu oysa çalışma alanı kültürdü bu yüzden türlü hastalıklara neden olabilecek bu gözle görülmez canavarları korkunç yaratıkları ilgilendiren kararın alınacağı bir toplantıyı izlemekle görevlendirilmiş olduğunu düşünmek bile yüzüne acı bir gülümsemenin konmasına neden oldu orada bulunanlar tarafından fark edilen bu gülümseme şaşkın bir sinek gibi ortada kalakaldı konseyin olağanüstü toplantısında görüşülecek konuya ilişkin bilgileri gözden geçirirken meslektaşlarından biri çalışma odasına girdi ve dışarıda aklın ve mantığın sınırlarını aşan bir şeylerin olageldiğini söyledi bütün bunlardan şimdi söz etmenin sırası olmadığına işaret etmeyi de unutmadan bunun üzerine herhangi bir söz söylemeden önce iyice düşündü bu meslektaşının dosyasının en büyük özelliği tertemiz olmasıydı dosyasında sadece adı yazılıydı bunun dışında tek bir söz bile yoktu bunun iki yanı keskin bir bıçak olabileceğinden endişe duyuyorlardı çünkü suskunluğun ve dış dünyaya yansımayan seslerin nelere gebe olabileceği hiç belli olmazdı fakat yine de ondan kuşkulanmaya yer olmadığı düşüncesi ağır bastı ve ondan yardım arama zamanının çatıp geldiği söylendi verilen görevi reddedenler var tabii ama bu bir süre sonra şu ya da bu şekilde mesleklerinde ilerlemelerine hem de nasıl yansımaktadır oysa o çok gençti henüz ve dikenli hayat yolunda her türlü desteğe ihtiyaç duyabilirdi hayır demesi hiç iyi olmazdı çünkü bu her türlü işbirliği olanağını daha başından reddetmek anlamına gelirdi onlarsa böyle bir olasılığı düşünmek bile istemiyorlardı bu onlar için büyük bir darbe olurdu saygınlığı ve her türlü ipotek dışında oluşu onlar için bir güvenceydi tamam bu işe bakarız demesi gerekirdi sadece ve bu yeterli sayılırdı dışarıdan su baskınında hayatları tehlike altında olanları başka yerlere taşıyan helikopterlerin gürültüsü işitiliyordu nem oranının yüksek olmasına rağmen biri bağıra bağıra avludaki çöplüğün tutuştuğunu söylüyordu bunu pencere aralıklarından içeriye sızan pis kokudan da seçmek olasıydı bu bana tamamen yabancı bir şey dedi Baldo gölgelere hiç tahammülüm yok bu anlamsız konuşmayı da kessek daha iyi olurdu zaten benim işim var uçurumun eşiğinden bakıldığında bu gibi durumlara özgü olmamakla birlikte söylenen sözler olup bitenlerin göbeğinde belli bir ölçüde kesinlik kazanmış sayılırdı fakat Baldo'nun bu yaşantıyı bir ipliğe asılı dalgalanan ama bir türlü kopmayan, ortadan kaybolmayan aksine esrarengiz varlığını süreklice hatırlatan yamanmış bir bilinç parçası olarak yaşadığı muhakkaktı Peter Şlemil dedi kendi kendine ve bu bir acı gülümsemenin daha belirmesine yetti bu toplantının yapıldığı Tıp Fakültesinin büyük toplantı salonunda olageldi aslında o toplantının sonuna yetişebilmişti barsak hastalıkları ve diğer bulaşıcı hastalıklara karşı acil ve genel aşı kampanyasının başlatılması kararı alındı haberi telefonla bildirdi fakültenin uzun koridorundan geçerken belirlenen merkezlere gönderilecek doktor ve üniversite öğrencilerinden oluşturulacak ekiplerin kurulmaya başladığını gördü havada eter kokusu vardı sokaklardaki hava da boğucuydu her tarafta ispirto yakılıyordu sanki iğneler kızgındı alkole tentürdiyoda ya da bilmem neye batırılmış pamuksa bir hayli soğuk biri başını aşağıya doğru bastırmaya çalıştı bu kanının hareket etmesine yarayacak sözlerini duydu birinin soğuk yumuşacık elleri kayıyordu yanaklarında güç halle gözlerini açtı ve yenlerini kaldırmış adamların kadınların çocukların oluşturdukları kuyrukta yer alanların yatırılmış olduğu karyolanın tam karşısında bulunan sandalyeye doğru nasıl birer birer ilerlediklerini gördü yine aynı sesin biraz uyumaya çalışın dediğini işitti gözkapaklarını iyice açtı ve ancak o zaman elini tutan hemşirenin tatlı yüzünü görebildi her şey iyi bitti size de aşı yaptık korktuğunuza dair en küçük bir belirti bile yoktu ama fark etmez şimdi durum iyi sayılır peki be ne zaman oldu bütün bunlar yolda Tani'ye rastladı Tani onu öptü ve piyano dersine gecikmemek için koşar adım yürüdü aşı yaptırmıştı birdenbire midesinde beliren sancılar yüzünden bir korkudur sardı içini çok aç olduğu doğruydu ama bu sancıların aynı zamanda hastalık belirtileri olabileceğini de düşünmeden edemedi kurtçuklarla gelen canavar aşı yaptırmaya gitti bayılacağını kesin biliyordu bunda yanılmamıştı zaten çok yorgun görünüyorsunuz dedi hemşire ama şimdi daha iyisiniz değil mi biraz hareket etmeniz iyi gelirdi ayakta durmaya gücünüz varsa tabii artık aşı şırıngasıyla işi olmayacaktı demek başı dönüyordu biraz kendine gelebilmek için koklamak istediği kâfuruyu almak üzere elini cebine götürdü parmakları bir kâğıt parçasına dokundu bu meselenin ne olduğunu soruşturup öğrenmek için gece cebine koyduğu mahkeme celp kâğıdıydı fakat her şey için çok geç olduğu besbelliydi.

 

Makedonca'dan çeviren: Suat Engüllü


ANAGRAM

„Sesler”, Uskub, Sayı 233, Şubat 1989.

„Düşler Öyküler”, Istanbul,  Sayı 1, Nisan 1996.

http://www.mavimelek.com/anagram_aldo_kliman.htm